fbpx
Öngösterim Görseli

Bahar 2024 – Edebiyat, Kültür ve Sanat Programı

April2024 banner1a

EDEBİYAT

  • Murathan Mungan, Yüksek Topuklar
  • Charlie Campbell, Günah Keçisi – Başkalarının Suçlarının Tarihi
  • Annie Ernaux, Kızın Hikâyesi
  • Daniel Pennac, Roman Gibi

Okuma köşesi

Bahar aylarına özel yeni bir okuma köşesi radarımızda. Türk edebiyatından Dünya edebiyatına, kütüphanelerimizde bulunması ve okumamız gereken kitapları derledim sizlere.

Geçen ay Kadınlar Günü vesilesiyle, Beauvoir ile bıraktığımız yerden devam ediyoruz. Bu sefer kendi içimize, yani Türk edebiyatına dönüyoruz. Kadının kimliği hakkında birçok şey söylüyor bize Mungan’ın Yüksek Topuklar’ı. Kadın olma ve kadın doğma kavramlarına da göndermelerde bulunan roman, içinde bolca tespit bulunan ve okuması oldukça zevkli bir kitap. Murathan Mungan “roman” demeye çekinse de bu eserine, kesinlikle yazarın en önemli eserlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Hikâyede yalnız ve mutsuz kadın kahraman Nermin’in, beş yaşındaki Tuğde ile aynı evde geçirdikleri beş günlük bir zaman dilimi konu alınıyor. Nermin’in görünürde iyi yaşam şartları sürmüş olmasına rağmen mutsuzluğuna ve bu mutsuzluğunun kaynağındaki aile yaşantısına değiniliyor. Özellikle kadın aile üyeleriyle çatışmaları ve zorunlu birliktelikten ötürü Nermin’in yaşadığı travmalar, geçmişte de anne ve babasıyla sağlıklı bir iletişim kuramamasından dolayı onda kalıcı izler bırakmıştır. Kadınları, topuklu ayakkabılarla bağdaştıran Nermin ise kitapta, “yüksek topuklar güzel olsaydı erkekler kullanırdı; oysa yüksek topuklar sadece hız yavaşlatır” düşüncesiyle ilerliyor. Burada aslında kadının kimliğini “güzel ve süslü olma” algıları üzerinden biçimlendiren bir anlayış söz konusu. Geçen ayın yazarları arasında olan Simone de Beauvoir’ın söylediği gibi “Hiçbir şey yapmamanın acısını çeken kadın, süslenme aracılığıyla varlığını dile getirdiğini sanır”. Bu düşünce, kitapta da açıkça ortaya konuluyor. Tartışmaya açık birçok tarafı olmakla beraber, romanda kadına yüklenen sorumluluklar ve beraberinde kadının sürekli dertli ve yaralı olmasına dikkat çekmesiyle, eserin modern kadın algısı üzerine de etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum.

 Hiçbir şey zekâyı, günah keçisi arayışı kadar felç etmemiştir.

Theodore Zeldin, An Intimate History  of Humanity

“Önce suçlama vardı. Adem, Havva’yı suçladı, Havva yılanı. Hareketlerimizin sorumluluklarını kabul etmemek bizim ilk günahımız” diye başlıyor Günah Keçisi kitabının ilk sayfası. Peki neden hep başkalarını suçlarız? Sorumluluk alarak hatamızı kabul etmekte neden zorlanırız? Charlie Campbell kitapta hem bireysel hem de toplumsal başarısızlıklarımızı yükleyeceğimiz bir günah keçisine nasıl muhtaç olduğumuzun altını çiziyor. İnsanoğlunun binlerce yıl öncesinden başlayarak günümüze kadar karşılaştığı zorluklarla ve mücadeleleriyle nasıl başa çıktığını, çeşitli örnekler üzerinden anlatıyor. Kitapta güzel bir alıntı var. The Wire dizisinde bir şüpheliyi suçlayan dedektiften yapılan alıntıda “Kimse aptal olduğunu düşünmez, bu da aptallıklarının bir parçasıdır” deniyor. Peki burada aptallığın bir türüne yapılan vurguyu sürekli başkalarını suçlamak ve günah keçisi aramakla ilişkilendiren Campbell’ın kullandığı “günah keçisi” terimi, aslında nedir? İncil’in çevirmeni William Tyndale tarafından 1530’da kullanılan bu terimin kökeninde, İngilizce escape goat  -kaçış keçisi- ve scape goat -günah keçisi- kelimeleri arası bir oyun da yapılmıştır. Terimin kökenine dair birçok detaylı bilgiyi içinde barındıran kitapta; dini, siyasi, iktisadi açıdan ve cinsiyet açısından türlü alanlarda günah keçileri yaratmanın çeşitli biçimlerini tarihsel örneklendirilmeler üzerinden görüyoruz.

 “Kişinin burnunun ucunda olanı görmesi sürekli bir mücadele gerektirir”. Kitabın son bölümünde geçen George Orwell’in bu sözü ile o zaman akıllara şu soru geliyor: Bu mücadeleye yenik düşen herkes, günah keçisi arayışında mıdır?

Annie Ernaux, Bir Kızın Hikâyesi romanını, hayatı boyunca yazmayı düşündüğü kitap olarak tanımlıyor. Yazarın tüm metinleri, sıkılıp okumayı bırakan bir okuru bile kendine bağlayacak cinsten. Ernaux’nun bunu yapabilmesindeki temel neden, sadece öykünün kendisine odaklanmayıp, metin içinde neden ve sonuç ilişkisini de çok iyi kurması. Metinlerinde bağlantılara ve bu bağlantıların doğruluğuna çok önem veren bir yazar Ernaux. Tüm gerçekliğiyle anlatıyor hikâyesini: filtresiz ve berrak.

Bir Kızın Hikâyesi ise bugünün Ernaux’suyla 1958’deki genç kızı buluşturuyor. 2022 Nobel Edebiyat Ödüllü roman, aslında kendi içinde bir kadının yaşamına, yaşamı içinde değişen düşüncelerine ve hayat algısına dair de birçok konuyu irdeliyor. Bununla beraber benlik algısı üzerinde de duruyor kitap. Şu an sahip olduğumuz ile, geçmişteki “ben” arasında diyalog kuran ve bu diyalogu kurarken de aşılmaz duvarların getirdiği kalp kırıklıklarını odağına alan Ernaux, bir hafıza yolculuğu şeklinde romanı okuyucunun beğenisine sunuyor.

Listenin son kitabına geldi sıra. Aklımızda oluşturduğumuz okuma tabularını tamamen yok edebileceğimiz bir roman karşınızda: Roman Gibi. Daniel Pennac’ın okumaya dair yetersizlik hissi ve okurken belli başlı kodlamalara yenik düşmemiz gibi konulara eğildiği kitap, ilk kez okur tarafına geçerek okumanın sınırlarını genişletiyor bir ölçüde.

Okumak da kendi döngüsü içinde, daima bir üretimde olmaktır. Pennac’da bunu destekleyerek “Okumak sürekli bir yaratma eylemidir” diyor zaten.

Bu kitabı neden öneriyorum? Çünkü hepimizin yapmak istediği, belki vakitsizlikten belki de zaman zaman ihmalden kaynaklı, fırsat yaratamadığı okuma eylemine farklı yaklaşımından dolayı. Bir yazarın okuma ile ilgili düşüncelerinin bulunduğu, içinde okur hakları bildirgesinin dahi var olduğu roman; sadece bir edebi eser olmakla kalmayıp, herkesin, akıcı bir şekilde okuyabileceği bir kitap olarak, okumanın zorlamaya ihtiyacı olmadığını rahatlıkla görebileceğimizi gösteriyor bize.

Bu kitabın varlığı ve içeriği, hiç şüphesiz, benim aklıma bir başka soruyu da getirdi: Romanın sosyolojisi yapılabilir mi?

Herkese keyifli okumalar…

MÜZİK KEŞFİ

  • Justin Timberlake & *NSYNC , Paradise
  • Black Atlass, Don’t Forget
  • Mahmut Orhan, Ali Arutan, Selin, In Control
  • Alicia Keys, Kaleidoscope

KONSER

  • Lara Fabian 25 Nisan’da Volkswagen Arena sahnesinde!

 

  • Post rock’ın bize en büyük armağanlarından biri olan Amerikalı şarkıcı/söz yazarı, multi-enstrümantalist ve görsel sanatçı Emma Ruth Rundle, 11 Mayıs tarihinde Beyoğlu, Blind Istanbul’da!

 

  • Dimash Qudaibergen 24 Mayıs tarihinde Beşiktaş Stadyumu’nda!

 

  • İş Sanat’ın Türkiye İş Bankası’nın 100. Yılını kutladığı, tenor Murat Karahan ve büyük ses Plácido Domingo’nun yer alacağı Gala konserinde, orkestra şefi Carlo Tenan yönetiminde Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası da sahneye çıkıyor. Soprano Elena Stikhina’nın da eşlik edeceği konser, 28 Mayıs’da Volkswagen Arena’da!

 

  • Yalın yıl stadyum konseri ile 31 Mayıs’ta Beşiktaş Stadyumu’nda!

OPERA – DANS

  • İDOB’un Rezonans adlı modern dans gösterisi, 21 Mayıs tarihinde prömiyeri olmak üzere 25 Mayıs’da da AKM Tiyatro Salonu’nda sahnede!

 

  • Henry’nin hükümdarlık dönemini konu alan, Giuseppe Verdi’nin 3 perdelikcommedia lirica şeklinde opera eseri Falstaff, 8,11, 15 ve 18 Mayıs tarihlerinde Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde!

 

  • Dünyanın önde gelen ve en büyük dans topluluklarından biri olarak kabul edilen Anadolu Ateşi, 2 Haziran tarihinde 25. yıl özel gösterisi ile Beşiktaş Stadyumu’nda!

TİYATRO

  • Bu Bir Efsane Sarah Bernhardt oyunu, 15 Nisan’da Atatürk Kültür Merkezi’nde sahnede!
  • Nermin Yıldırım’ın Bavula Sığmayan adlı öykü kitabındaki aynı adlı romandan uyarladığı, Hakan Emre Ünal’ın yönettiği, Melisa Sözen, Ülkü Duru ve Müfit Kayacan’ın oynadığı Aile Yalanları, 2 ve 3 Mayıs tarihinde Zorlu PSM’de!
  • Rıza Kocaoğlu’nun tek kişilik oyunu Kibritin Ucunda 6 Mayıs’ta Zorlu PSM’de!
  • Romeo’yu Beklerken tiyatro oyunu, 18 Mayıs tarihinde Tatavla Sahne’de
  • Bir İdam Mahkumunun Son Günü, 26 Nisan’da Akasya Kültür Sanat, 27 Mayıs’da ise Kadıköy Eğitim Sahnesi’nde!

FESTİVAL

Bahar ayları, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de festivallerin habercisi! Adana Portakal Çiçeği Karnavalı’ndan Alaçatı Ot Festivali’ne ve Urla Enginar Festivali’ne kadar birçok etkinliği bünyesinde barındırıyor ülkemiz.

 

  • Portakal Çiçeği Karnavalı’nın ev sahibi Adana. Bu karnaval, 2013 yılından beri Adana’da Nisan ayında gerçekleştirilen bir sokak karnavalı. Ayrıca Türkiye’nin ilk karnavalı olma özelliğine de sahip. Sloganı; “Nisan’da Adana’da” olarak belirlenmiş karnavalda katılımcılar renkli kostümler giyerek kortej yürüyüşü yapıyorlar. Festival bu sene 13-21 Nisan tarihleri arasında gerçekleşiyor.

 

  • Alaçatı Ot Festivali… Türkiye’nin bir başka bahar kokan festivali. Festival kapsamında düzenlenen otları tanıma ve toplama gezilerinden yemek atölyelerine, yabani ot ve bitkilerle beslenme seminerlerinden, konserlere kadar birçok etkinlik düzenleniyor. Alaçatı Açıkhava Tiyatrosu’nda en çok ot toplama ve en güzel ot yemeği yarışmaları yapılıyor. Katılımcıların otlar topladığı, yemekler pişirdiği, sofralar kurduğu, yeni otlar tanıdığı ve tattığı, bu yıl 13. sü düzenlenen festival 18-21 Nisan tarihleri arasında gerçekleşiyor.

 

  • 3 ve 5 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek Urla Enginar Festivali, 10. Uluslararası Enginar Festivali. Peki enginarın tarihini biliyor musunuz? Neden bu denli önemli olduğunu? Urla’nın sakız enginarı, bir sebze olarak bilinmesine rağmen, aslında henüz açmamış bir çiçek tomurcuğu. Urla Yarımadası’na has, yaprakları düz ve fazla sıkı olmayan bu enginar mor çiçekleri olan bir bitki. İsmini Yunan Tanrısı Zeus’un aşık olduğu kadın “Cynara” dan alıyor.

 

  • İzmir Çiçek Festivali… 10- 12 Mayıs tarihlerinde Alsancak Tarihi Havagazı Fabrikası’nda gerçekleşecek festival, Anneler Günü’ne de bir atıf niteliğinde. Geniş bir florada, rengarenk, taptaze, yüzlerce çiçek, bitki, fide, fidan ve tohum… Doğrudan “Üreticiden Tüketiciye” mottosuyla hareket eden festivalin biletleri satışta!

 

  • Konserlerle ortamın daha da şenleneceği Eskişehir Kahve Festivali’nde, geleneksel Türk kahvesinin öncüleri, mikro kavurucular, yeni nesil nitelikli kahve akımının bilinen en iyi temsilcileri, profesyonelinin bir araya geliyor. Yerel kahve dükkânlarının yanı sıra ulusal ve uluslararası çapta birçok markayı da ağırlayacak bu festival Vecihi Hürkuş Havacılık ve Teknoloji Parkı’nda 24-25-26 Mayıs tarihlerinde!

 

  • İstanbul Müzik Festivali, 21 Mayıs-12 Haziran tarihleri arasında gerçekleşiyor! Festival hem ulusal, hem de uluslararası klasik müzik repertuarının zenginleşmesine katkı sağlıyor.

 

  • En lezzetli sokak lezzetlerini ve en sevilen sanatçıları Lifepark`da bir araya getiren Foodiefest, Ayhan Sicimoğlu, Buray, Köfn gibi isimleri de sahnesinde ağırlıyor.

SERGİ

  • Şeyda Çetinve Ebru Esra Satıcı’nın küratörlüğünü üstlendiği Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar sergisi, 15. yüzyıldan 20. yüzyılın başına İstanbul’un Osmanlı’nın başkenti olduğu dönemi içeren bir sergi. Şehrin zengin bir görsel kaydını tutan Ömer Koç Koleksiyonu’na ait tablolar, gravürler, kitaplar ve albümlerin yer aldığı sergide Osmanlı/Türk edebiyatının sanatsal üretimleri arasında da bir köprü kurulduğu sergi, 26 Mayıs tarihine kadar görülebilir.

 

  • Müze Evliyagil, çoğunluğu 50’li yıllara ait sanat eserlerini Yüz Yıl: Hem Evvel Hem Ahirbaşlıklı koleksiyon sergisinde bir araya getiriyor. 10 Temmuz’a kadar devam edecek sergide; resim, enstalasyon, video gibi farklı disiplinlerde farklı bakış açıları ile üretilen eserler sergileniyor. Sergide Abidin Dino, Bedri Baykam, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve daha birçok değerli sanatçının eserleri yer alıyor.

 

  • Arter’in GLOSSOLALALAadlı yeni sergisi, Johanna Gustafsson Fürst’ün iki heykel serisi ile Dilek Winchester’ın bir video serisini ve metin temelli iki enstalasyonunu bir araya getiriyor. Glossolalia kelime anlamı ile dillerde konuşma, insanların sözcükleri veya konuşmaya benzer sesleri çıkardığı bir uygulamaya verilen addır. Sergi de, sanatçıların dil konusu etrafında kurguladıkları ve dili; ses, yazı, beden ve mekânla bağlayan eserlerden meydana geliyor.

 

  • Küratörlüğünü Güven Çatak ve Zeynep Arınç’ın üstlendiği Dijital Sanatta Şimdi: Oyun Odası sergisinde, sanatçılar; Amanita Design, BugLAB, Eddo Stern, Emi Kusano, Jon Haddock, Ken Wong, Kristin Lucas, Murat Kalkavan, Ouchhh, Petra Szeman, Total Refusal, UCLA Game Lab, We Are Muesli’nin işleri yer alıyor. Akbank Sanat’da 18 Mayıs’a kadar gezebileceğiniz, çağdaş sanatta oyunların kullanımına dair bilgisayar oyunlarını birer sanat eseri olarak ziyaretçilere sunan, farklı deneyimlere açık, disiplinler arası ve etkileşimi yüksek bir sergi.

SİNEMA

  • Adam Wingard yönetmenliğindeki Godzilla x Kong: The New Empire, 5 Nisan’da vizyonda!
  • David Pujol’un yönetmen koltuğunda oturduğu Esperando a Dalí (Waiting for Dalí) 26 Nisan tarihinde sinemalarda!
  • Amy Winehouse’un hayatının film haline getirildiği Back to Black’in yönetmenliğini Sam Taylor-Johnson yapıyor. Film 3 Mayıs tarihinde vizyonda!
  • Shailene Woodley, Jack Whitehall, Paul Rust’un oyuncu kadrosunda bulunduğu, komedi- bilim kurgu türündeki Robots, 23 Mayıs’ta sinemalara geliyor!

PODCAST

  • Ben Okurum adlı podcast kanalı, Deniz Yüce Başarır’ın her bölümünde okuduğu bir kitabı anlatarak kitabın ona hissettirdiklerini de dinleyicilere aktardığı ve konuklarıyla kitaplar hakkında sohbetler ettiği keyifli bir edebiyat podcasti.
  • Aktör Russell Tovey ve galerici Robert Diament’in önde gelen sanatçılar, küratörler, ve galericilerle beraber, zaman zaman da diğer sektörlerden gelen bazı oyuncuları, müzisyenleri ve gazetecileri ağırlayarak onlarla röportajlar yaptıkları, sanat dünyasına adanmış bir podcast olan Talk Art, sanatın büyüsünü her alanda ortaya koyan özenle hazırlanmış bir proje.

Hazırlayan: Nazperi YILMAZ